Bazı İlişkiler Sevgiyle Değil, Korkuyla Sürdürülür
Bazı ilişkiler vardır; içinde sevgi azalmıştır, saygı zedelenmiştir, hatta kişi artık mutlu olmadığını çok net hisseder. Buna rağmen ilişki devam eder. “Biliyorum iyi değil ama ayrılamıyorum” cümlesi, bu tür ilişkilerin en sık duyulan ifadesidir. Bu durum çoğu zaman sevginin gücünden değil, ayrılığın yarattığı yoğun kaygıdan beslenir. Kişi, ilişkide kalmayı seçmez; ilişkiye tutunur. Çünkü gitmek, kalmaktan daha korkutucudur.
İlişkisel bağımlılıkta temel mesele, ilişkinin kendisinden çok yalnız kalma korkusu, terk edilme kaygısı ve kendilik değerinin ilişkiye bağlanmasıdır. Kişi, karşısındaki insanı kaybederse sanki kendini de kaybedecekmiş gibi hisseder. Bu yüzden ilişkide sevgi bitse bile bağ kopmaz. Çünkü ilişki, artık bir sevgi alanı değil; bir güvenlik alanı işlevi görür. Güvenli olup olmadığı değil, tanıdık olup olmadığı önemlidir.
Bu yapı çoğu zaman erken dönem ilişkilerde öğrenilir. Çocuklukta sevginin koşullu olduğu, onay alabilmek için uyum sağlamak zorunda kalınan aile ortamlarında büyüyen bireyler, ilişkilerde “gitme” ihtimalini tehdit olarak algılar. Sevgi kaybı, sadece bir insanın kaybı değil; değerli olma duygusunun kaybı gibi yaşanır. Bu nedenle kişi, ilişki içinde incinmeyi, değersiz hissetmeyi, görmezden gelinmeyi tolere edebilir. Çünkü bu acılar tanıdıktır; terk edilmek ise belirsiz ve daha korkutucudur.
Ayrılamayan kişiler genellikle ilişkideki sorunları çok net görür. Saygının azaldığını, duygusal ihmal yaşandığını, hatta bazen psikolojik manipülasyon olduğunu fark ederler. Ancak buna rağmen “Belki düzelir”, “Biraz daha sabredeyim”, “Onsuz ne yaparım bilmiyorum” düşünceleri baskın hale gelir. Bu noktada kişi, ilişkiyi değil; umut fikrini terk edemez. İlişkinin geçmişteki güzel anıları ya da gelecekte düzelebileceğine dair beklentiler, bugünkü gerçekliğin önüne geçer.
Bu ilişkilerde sık görülen bir diğer dinamik de kendini feda etme davranışıdır. Kişi, karşısındaki insanın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyar. Kırıldığını söylemez, sınır koymaz, “idare eder”. Zamanla ilişkideki denge bozulur; biri verir, diğeri alır. Ama veren taraf, bu dengesizliği dile getirmekten de korkar. Çünkü sınır koymanın, karşı tarafı kaybetmeye yol açacağına inanır. Böylece kişi, ilişkide kalabilmek için kendinden yavaş yavaş vazgeçer.
Psikolojik olarak bakıldığında, bu durum sevgi bağımlılığı, bağlanma kaygısı ve düşük özdeğerle yakından ilişkilidir. Kişi, ilişki dışında da var olabileceğine dair içsel bir güven geliştirememiştir. Bu yüzden ilişki bittiğinde boşlukla baş edemeyeceğini düşünür. Oysa çoğu zaman kişi ilişki bittikten sonra değil; ilişki içindeyken tükenmiştir. Ancak bu tükenmişlik, ayrılma kararını kolaylaştırmak yerine felç edici bir hale gelir.
Bu döngüden çıkış, “neden ayrılamıyorum?” sorusunu dürüstçe sormakla başlar. Sorun çoğu zaman karşı tarafın ne yaptığı değil, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkidir. Psikoterapi sürecinde bu kişilerle, terk edilme korkusunun kökeni, özdeğer algısı, sınır koyma becerileri ve ilişkide kalmayı sağlayan bilinçdışı inançlar çalışılır. Amaç, kişiyi ilişkiye itmek ya da ilişkiyi bitirmeye zorlamak değil; kendi ihtiyacını fark edebilen, seçim yapabilen bir yetişkin pozisyonuna taşımaktır.
Bir ilişkiyi sürdürmek her zaman güçlülük değildir. Bazen en büyük güç, bitmiş bir bağın içinde kendini kaybetmemeyi seçebilmektir. Sevgi, kalabilmek için kendinden vazgeçmeyi gerektirmez. Eğer bir ilişki seni sürekli eksiltiyorsa, sorun senin “yetersizliğin” değil; o ilişkide kalmak için ödediğin bedelin ağır olmasıdır.
Bu tür ilişkilerden çıkmak zaman alabilir. Ama fark etmek, döngüyü kırmanın ilk ve en önemli adımıdır. Çünkü insan, kendine değer vermeyi öğrendiğinde; artık sevgiyi kaybetmekten değil, kendini kaybetmekten korkar.
Bu yazı tamamen ilişkide yalnız kalma korkusu, terk edilme kaygısı ve kendilik değerinin ilişkiye bağlanması, kaygılı bağlanma, çift sorunları, çift terapisi kapsamında Bakırköy psikolog yazıları içerisinde danışanlara bilgi verme amacıyla yazılmıştır. İstanbul’ da psikolog veya Bakırköy’ de klinik psikolog, psikolojik danışman arayışı içerisinde bilgiden ziyade bilimsel bilgi hedeflenmiştir. Keyifli okumalar.
Uzman Psikolojik Danışman Melek ERDOĞAN












































