Sınırlar Kaybolduğunda: İlişkilerde Dengenin, Arzunun ve Benliğin Sessiz Çözülüşü
Birçok ilişki ani bir kopuşla değil, yavaş ve fark edilmesi zor bir çözülmeyle bozulur. Bu çözülmenin merkezinde çoğu zaman sınırların silikleşmesi yer alır. Kişiler, ilişkide kalabilmek adına kendi ihtiyaçlarını ertelemeye, rahatsız oldukları durumları tolere etmeye ve “idare etmeye” başlar. Başlangıçta bu durum fedakârlık ya da uyum gibi algılansa da, uzun vadede psikolojik dengeyi bozan temel bir risk faktörüne dönüşür. Çünkü sınırlar yalnızca bireyi değil, ilişkinin sağlıklı yapısını da korur.
Psikoloji literatüründe sınır koyamama, sıklıkla kaygılı bağlanma örüntüsü, düşük özdeğer ve terk edilme korkusu ile ilişkilendirilir (Bowlby, 1988; Mikulincer & Shaver, 2016). Erken dönem ilişkilerde duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanmamış bireyler, yetişkinlikte ilişkileri bir güvenlik alanı olarak görme eğilimindedir. Bu kişiler için ilişki; paylaşım alanı olmaktan çok, yalnızlıktan korunma mekanizmasına dönüşür. Dolayısıyla sınır koymak, bilinçdışı düzeyde “tehlike” olarak algılanabilir.
Sınırların net olmadığı ilişkilerde zamanla ilişkisel denge bozulur. Bir taraf daha fazla veren, uyumlanan ve taşıyan konuma geçerken; diğer taraf daha edilgen ya da talepkâr bir pozisyona yerleşir. Bu durum ilişkide eşitliği zedeler ve güç dengesizliği yaratır. Araştırmalar, ilişkisel güç dengesizliğinin duygusal doyumu ve ilişki memnuniyetini anlamlı biçimde azalttığını göstermektedir (Knee et al., 2013). Kişi çoğu zaman bu dengesizliği fark eder, ancak bunu dile getirmek yerine bastırmayı seçer.
Cinsel yaşam, bu bozulmadan en hızlı etkilenen alanlardan biridir. Klinik gözlemler ve araştırmalar, sınır problemleri olan ilişkilerde cinselliğin sıklıkla anlamını yitirdiğini göstermektedir (Schnarch, 2009). Arzu, eşitlik ve güven zemininde filizlenir. Kendini ifade edemeyen, “hayır” diyemeyen ya da sürekli uyumlanan bireylerde zamanla bedensel geri çekilme, isteksizlik ve cinsel uzaklaşma görülür. Cinsellik bir bağ kurma alanı olmaktan çıkar, görev ya da ilişkiyi sürdürme aracı haline gelir.
Peki tüm bu sorunlar yaşanırken kişiler neden bu ilişkiyi sonlandırmaz? Psikolojik açıdan bu sorunun yanıtı çoğu zaman sevgi değil, ayrılığın tetiklediği varoluşsal kaygıdır. Ayrılık; yalnızlık, değersizlik ve boşluk duygularını aktive eder. Özellikle özdeğeri ilişki üzerinden tanımlanan bireyler için ilişkiyi bitirmek, sadece bir insanı değil; kendilik algısını da kaybetmek anlamına gelir. Bu nedenle kişi, sevgi ve saygının azaldığı bir ilişkide kalmayı, bilinçdışı düzeyde daha güvenli bulabilir.
Çift terapilerine başvuran birçok çiftte bu dinamikler açıkça görülür. Danışanlar çoğu zaman iletişim sorunları, cinsel isteksizlik ya da sürekli tekrar eden çatışmalar nedeniyle terapiye gelir. Ancak süreç ilerledikçe, ilişkinin temelinde sınır ihlalleri, bastırılmış duygular ve dengesiz roller olduğu ortaya çıkar. Terapide amaç, kimin haklı olduğunu bulmak değil; ilişkinin altında yatan psikolojik örüntüleri görünür kılmaktır.
Araştırmalar, psikoterapi sürecinde bireylerin sınır koyma becerilerini geliştirdikçe hem ilişki doyumlarının hem de bireysel iyi oluş düzeylerinin arttığını göstermektedir (Norcross & Wampold, 2011). Terapi, kişiye “ayrıl” ya da “kal” demez. Ancak kişiyi, korkularıyla temas edebilen, ihtiyaçlarını tanımlayabilen ve bilinçli seçim yapabilen bir noktaya taşır. Bu noktadan sonra bazı ilişkiler dönüşür, bazıları ise doğal olarak sona erer. Her iki sonuç da psikolojik olarak sağlıklıdır.
Çünkü sağlıklı bir ilişki; kendini yok sayarak sürdürülen bir bağ değildir. Gerçek yakınlık, ancak sınırların olduğu yerde gelişir. Eğer bir ilişki içinde kendini giderek daha küçük, daha sessiz ve daha görünmez hissediyorsan; sorun senin “fazla hassas” olman değil, sınırlarının uzun süredir ihlal ediliyor olması olabilir.
Psikoterapi, bu döngüyü fark etmek ve kırmak için güçlü bir alandır. Çünkü bazen ilişkiyi değil; ilişki içinde kaybolan kendini yeniden bulmak gerekir.
Bu yazı tamamen çift terapisi, kaygılı bağlanma, sağlıksız ilişkiler, çift sorunları kapsamında Bakırköy psikolog yazıları içerisinde danışanlara bilgi verme amacıyla yazılmıştır. İstanbul’ da psikolog veya Bakırköy’ de klinik psikolog, psikolojik danışman arayışı içerisinde bilgiden ziyade bilimsel bilgi hedeflenmiştir. Keyifli okumalar.
Uzman Psikolojik Danışman Melek ERDOĞAN












































