Hissetmekten Kaçtıkça Neyi Kaybediyoruz?
İnsan zihni yalnızca düşüncelerle değil, duygularla da çalışır. Ancak birçok kişi için duygularla temas etmek kolay değildir. “Üzülmemeliyim”, “bu kadar sinirlenmem normal değil”, “zayıf görünmemeliyim” gibi içsel mesajlar zamanla kişinin kendi duygularına mesafe koymasına neden olur. Oysa duygular, bastırılması gereken zayıflıklar değil; psikolojik sistemimizin yön bulma araçlarıdır. Bir duyguyu fark etmek, onu hissetmek ve ifade edebilmek, ruh sağlığının temel yapı taşlarından biridir.
Duyguların bastırılması ya da yok sayılması çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir; aksine öğrenilmiş bir baş etme biçimidir. Özellikle çocukluk döneminde duyguların yeterince görülmediği, ifade edilmesine alan açılmadığı ya da yargılandığı ortamlarda büyüyen bireyler, zamanla duygularını geri plana atmayı öğrenir. “Ağlama”, “abartıyorsun”, “bunda üzülecek ne var” gibi mesajlar, kişinin iç dünyasında şu inancı oluşturur: “Duygularım kabul edilmiyor.” Bu inanç yetişkinlikte de devam eder ve kişi duygularını bastırarak var olmaya çalışır.
Psikolojik açıdan bakıldığında duyguları bastırmak kısa vadede rahatlatıcı gibi görünebilir. Kişi zor bir duyguyla yüzleşmek yerine onu görmezden gelerek geçici bir denge sağlar. Ancak uzun vadede bu durum, zihinsel ve bedensel düzeyde ciddi sonuçlar doğurur. Bastırılan duygular ortadan kaybolmaz; yalnızca biçim değiştirir. Kaygı, öfke, huzursuzluk, ani duygusal patlamalar ya da fiziksel belirtiler olarak geri dönebilir. Özellikle kronik stres, anksiyete ve depresif belirtilerin altında çoğu zaman ifade edilmemiş duygular yer alır.
Duyguları sağlıklı şekilde ifade edememenin bir diğer nedeni de kişinin kendi iç dünyasını tanımakta zorlanmasıdır. Birçok insan ne hissettiğini tam olarak adlandıramaz. “Kötüyüm” ya da “gerginim” gibi genel ifadeler kullanılır; ancak bunun altında yatan duygu çoğu zaman daha spesifiktir: hayal kırıklığı, değersizlik, korku ya da yalnızlık gibi. Duygular isimlendirilmediğinde, yönetilmesi de zorlaşır. Çünkü kişi neyle baş etmeye çalıştığını tam olarak bilemez.
Günlük hayatta duygulardan kaçınma ve bastırma davranışları oldukça yaygın ve çoğu zaman fark edilmeden gerçekleşir. Örneğin kişi üzgün olduğunda hemen telefonuna sarılabilir, sosyal medyada vakit geçirerek dikkatini dağıtabilir ya da yoğun şekilde çalışarak duygularıyla temas etmekten kaçınabilir. Bazı insanlar öfkesini doğrudan ifade etmek yerine pasif-agresif davranışlar sergileyebilir; bazıları ise sürekli güçlü görünmeye çalışarak kırılgan tarafını tamamen yok sayar. Bu davranışlar, aslında duygularla doğrudan temas etmek yerine dolaylı yollarla baş etme çabasıdır.
Savunma mekanizmaları bu noktada devreye girer. Bastırma (repression), yok sayma (denial) ve kaçınma (avoidance) gibi mekanizmalar, zihnin kendini koruma yollarıdır. Ancak bu mekanizmalar uzun süreli kullanıldığında kişinin kendisiyle olan bağını zayıflatır. Kişi ne hissettiğini bilmediğinde, neye ihtiyacı olduğunu da bilemez. Bu da ilişkilerde sınır koyamama, kendini ifade edememe ve sürekli bir içsel tatminsizlik hissine yol açar.
Duyguların ifade edilmemesi yalnızca bireysel değil, ilişkisel sorunlara da neden olur. İfade edilmeyen duygular birikir ve zamanla daha yoğun tepkiler olarak ortaya çıkar. Küçük bir olay karşısında verilen büyük bir tepkinin arkasında çoğu zaman geçmişte ifade edilmemiş duygular vardır. Bu durum ilişkilerde anlaşılmayı zorlaştırır ve iletişimi zayıflatır. Çünkü karşı taraf görünen tepkiyi anlamaya çalışırken, altta yatan gerçek duygu görünmez kalır.
Sağlıklı olan, her duyguyu kontrol etmek değil; her duyguyla temas edebilmektir. Duygular doğru ya da yanlış değildir; yalnızca bize bir şey anlatır. Öfke sınırlarımızın ihlal edildiğini, üzüntü bir kayıp yaşadığımızı, kaygı ise bir belirsizlikle karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Bu sinyalleri yok saymak, pusulayı kapatmak gibidir.
Duygularla sağlıklı bir ilişki kurmak, fark etmekle başlar. “Şu an ne hissediyorum?” sorusu, bu sürecin en temel adımıdır. Ardından bu duyguyu yargılamadan kabul etmek gelir. Her duygunun geçici olduğunu ve bir işlevi olduğunu hatırlamak, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürür. İfade etmek ise bu sürecin son halkasıdır. Bu bazen konuşmak, bazen yazmak, bazen de sadece o duyguyla bir süre kalabilmek anlamına gelir.
Eğer kişi duygularını tanımakta ve ifade etmekte zorlanıyorsa, bu noktada psikoterapi süreci önemli bir alan sunar. Terapi, kişinin iç dünyasını güvenli bir ortamda keşfetmesine, bastırılmış duygularını anlamlandırmasına ve kendisiyle daha sağlıklı bir ilişki kurmasına yardımcı olur.
Unutulmaması gereken en önemli şey şudur: Duygular bastırıldığında kaybolmaz, sadece daha derine iner. Ama fark edildiğinde ve kabul edildiğinde, iyileştirici bir güce dönüşür.
Bu yazı tamamen duyguları ifade edememe bilişsel davranışçı terapi duygular duygu düzenleme nedir duyguları bastırmak duygu farkındalığı geliştirme terapi ile duyguları ifade etmek kapsamında İstanbul’ da psikolog veya Bakırköy’ de klinik psikolog, psikolojik danışman arayışı içerisinde bilgiden ziyade bilimsel bilgi hedeflenmiştir. Keyifli okumalar.
Uzman Psikolojik Danışman Melek ERDOĞAN












































